Performatif İyilik Kültürü

Jul 22, 2026

İyi olmak ne zaman bu kadar çok iş haline geldi?

Bir noktada fark ettim: Çevremdeki insanların büyük çoğunluğu ya bir şeyi "optimize" ediyor, ya bir şeyden "arınıyor" ya da bir şeyi "manifesting" yapıyor. Herkes bir uzman, herkesin bir rutini var, herkes bir şeyin içinde. Ama garip olan şu; bu kadar "iyi yaşıyorken" kimse pek iyi görünmüyor.

Bu yazıyı yazma sebebim bir gözlem değil, bir his. Yorgunluk. Kendim de dahil olmak üzere, iyi olmayı bu kadar performatif hale getirdiğimiz için duyduğum bir yorgunluk. Ve bunu besleyen bir şey daha var: Artık herkes her konunun uzmanı. Birkaç ay buz banyosu yapan biri soğuk terapi koçu oluyor. Altı ay ketojenik beslenen biri beslenme gurusu. Tek bir kitap okuyan biri travma uzmanı. Parmaklar hep sallanıyor. Herkesin bir şeyi öğretecek hali var ama kimsenin derinliğe tahammülü yok.

Şöyle düşün. Longevity artık bir yaşam biçimi değil, bir kimlik. Sabah 5'te uyanıp buz banyosu yapıyorsun, güneş ışığına bakıyorsun, protein gramı sayıyorsun ve tüm bunları paylaşıyorsun. Çünkü paylaşmazsan yaşandı sayılır mı? Yaşadığın şeyin değeri, onu kaç kişinin gördüğüyle ölçülüyor artık.

Ya da egzersiz. Spor bir zamanlar hareket etmekti, bedenini ve zihnini rahatlatmak için yapılırdı.  Şimdi streak var, zone 2 var, recovery score var. Bedenin ne hissettirdiği değil, hangi metriği vurduğu önemli.

Ya da beden pozitifliği. Başlangıcı güzeldi, ”her beden geçerli" demek güzel bir şeydi. Ama bir noktada bu da bir performansa dönüştü. Artık bedenini sevmek zorundasın. Sevmiyorsan bir şeyleri atlatamamışsın demek. Sevmenin de doğru bir yolu var, yanlış bir yolu var, bunu da öğretecek biri mutlaka çıkıyor.

Bir baskıdan kurtulmak için başka bir baskı inşa ettik. Ve buna özgürleşme dedik.

İşte bu tam olarak performatif iyilik kültürü. İçerik değil biçim önemli. Nasıl hissettiğin değil, nasıl göründüğün. Ve bu ayrım zamanla o kadar bulanıklaşıyor ki, ikisini birbirinden ayırt etmek giderek zorlaşıyor.

Kötü hissetme hakkın var. Üzgün olabilirsin. Yorgun olabilirsin. Motive olmayabilirsin. Bazen sadece kötü bir gün geçirebilirsin ve bunu "düşük titreşim" ya da "çalışman gereken bir travma" olarak etiketlemek zorunda değilsin. 

Performatif iyilik kültürünün en büyük zararı tam da burada: Olumsuz duyguları bir eksiklik olarak gösteriyor. Halbuki üzüntü de, öfke de, hayal kırıklığı da insanın bir parçası. Onları bastırmak iyi hissetmek değil, onları hissetmek, geçmelerine izin vermek ve yine de devam etmek, gerçek dayanıklılık bu.

Ama şunu da söylemek lazım: Cevap sarkacın öbür ucuna gitmek değil. "Wellness saçmalık, hiçbir şey yapmayacağım" da bir kaçış. Bedenine iyi bakmak gerçek, iyi uyumak gerçek, hareket etmek gerçek, beslenmeye dikkat etmek gerçek. Bunları reddetmek de bir performans, sadece ters yönde.

Gerçek denge tam ortada bir yerde. Ne optimizasyon takıntısında, ne de umursamazlıkta. Bedenini ne bir proje gibi yönetmek, ne de görmezden gelmek. Sadece onunla olmak. Ne hissettirdiğini dinlemek. Bazen onu zorlamak, bazen dinlendirmek. Bunu kimseye kanıtlamadan yapmak.

İyi olmak sessiz bir şey olabilir. Kimsenin görmediği bir şey olabilir. Bir streaki olmayan, bir optimizasyon programı olmayan, bir manifestation journalı olmayan biri de son derece sağlıklı ve dengeli bir hayat sürebilir.

Belki de en radikal wellness hareketi şu: İyi hissetmek için kimseye hesap vermemek.

More articles